S1E3: Thursday in the Danger Room (2016, Run the Jewels)

[Yazar derin bir nefes alır, bunun zor bir yazı olacağını hisseder.]

2014 yılında tanıştığım Run the Jewels 2 albümü, benim rap ve hiphop’a bakışımı net bir şekilde değiştirdi. Bunun nedeni iki Amerikalı’nın muhteşem müziği ve o müzikle birleştirdikleri felsefeleri oldu. Run the Jewels’ı, zamanının en başarılı rapper’larından Killer Mike ile bu kadar üst düzey kalitede hem beat üretebilen hem de rap yapabilen ender yapımcılardan El-P oluşturuyor.

Bu ikilinin üçüncü albümü RTJ3’ün sondan bir önceki şarkısı benim eminim ki daha defalarca yazacağım şarkıların ilki olacak. Önce şarkı:

Bugün günlerden perşembe. Bu arkadaşlar bu şarkının başlığını neden Tehlike Odası’nda Perşembe diye koymuşlar zerre fikrim yok. Sanırım boktan bir olayın herhangi bir gün yaşanabileceğini ve hayatın sıradanlığı içine ne kadar kolay yerleşebileceğini vurguluyorlar. Ama iki ayrı oldukça bireysel hikayeden oluşan bu şarkı sıradanlıktan çok uzak.

Life is a journey, to live is to worry
To love is to lose your damn mind
But living’s a blessing so I am not stressing
‘Cause some of my friends ain’t survived

Sevmek aklını yitirmektir ama yaşamak bir lütuf… – El-P

Kısasa kısas mevzusunu yerden yere vurarak giriyor El-P şarkıya. En yakın arkadaşlarından birini kaybetmesinin hikayesini anlatıyor Brooklyn’li rapçi. Öleceğini bileceği ölümcül hastalığa yakalanmış arkadaşı hayata tutunurken elde kalan kısıtlı zamanın nasıl geçtiğini anlatıyor El-P, ölüm öncesi ve sonrası hislerini nakarattaki asla unutamama bölümüne bağlıyor.

Arkadaşının hatırasının acısını derinlemesine işleyen El-P, ikinci bölümde mikrofonu Killer Mike’a bırakıyor. Killer Mike göze göz, dişe diş yaşamak hepimizi kör ve konuşamaz kılar diyor ve altın bir zinciri için öldürülen arkadaşının hikayesini anlatmaya başlıyor. Öldürülen arkadaşının annesini her şey iyi olacak diyerek yalan söyleyerek teskin ettiğini söyleyen Killer Mike, babası ölen torununun gözlerinde ölen oğlunun gözlerini gören büyükannenin ağlamaktan torununa bakamaz hale geldiğini bizimle paylaşıyor.

Bu çok sevdiğim şarkıyı Colbert’te canlı söylediler.

Neden bu şarkıyı yazma ihtiyacı hissettim?

Çünkü bu şarkı güçsüz düştüğüm günlerde bana güç veriyor. Yalnız kaldığımda, kendimi güçsüz hissettiğimde, karanlıklara yuvarlandığımda bunu da en basit en sıradan günlerde yaşadığımda benim düştüğüm karanlıklara düşen girdaplar içinde sürüklenen ama yaşamanın, hayatta kalmanın gerçekliğiyle yüzleşen bir kişinin ihtiyacı olan dozu taşıyor bu parça.

O yüzden boktan günlerinize fazlasıyla gerçek bir eşlikçi: “Thursday in the Danger Room.”

Yarın: Akmerkez.

Reklamlar